Çoklu krizlerle boğuşan dünya sandık başında: Değişim mümkün mü?
Savaşlar, iklim değişikliği, artan eşitsizlikler, ekonomik istikrarsızlıklar, otoriter yönetimler ve zayıflayan hukuk sistemi…
Dünya, krizlerin birbiriyle etkileşimde bulunduğu bir dönemde: Çoklu krizler çağı. Hem ulusal hem de uluslararası hukuk test ediliyor; demokratik kurumlara duyulan güven azalırken küresel güç dengeleri de değişiyor.
Ve tam bu noktada dünya sandık başına gidiyor. Brezilya’dan Sırbistan’a, İsrail’den ABD’ye uzanan seçim süreçleri… Önümüzdeki aylarda milyonlarca insan oy kullanacak. Bu seçimler iktidarları, yasama organlarını ve bölgesel güç dengesini etkileyecek.
Peki sandık, dünyanın içine girdiği bu çoklu kriz döneminde gerçek bir dönüşüm sağlayabilir mi? Yoksa sadece mevcut sorunların farklı siyasi aktörler tarafından yönetilmesine mi sebep olacak? Seçmen davranışları gerçekten tahmin edilemez bir hale mi geliyor? Lula’nın Brezilya’daki geri dönüşü ve Sırbistan’da öğrenci hareketinin başarıları bize ne anlatıyor?
Yüksek katılım oranları dengeleri nasıl etkiliyor? Seçmeni sandığa çeken şey umut mu, öfke mi yoksa hak kaybı korkusu mu?
Devlet ve medya üzerindeki güç seçim zaferini garanti ediyor mu? Popülist hareketler, bir zamanlar kendilerini iktidara taşıyan toplumsal hoşnutsuzluğun hedefi haline mi geliyor?
Ve belki de en kritik soru: Seçim kazanmak ile demokrasinin sağlıklı işlemesi aynı anlama mı geliyor?
İKTİDARA CEZA MI?
Tüm bu sorular bizi daha derin bir tartışmaya yönlendiriyor: Seçmenler gerçekten otoriter ve popülist siyasetten uzaklaşıyor mu yoksa esasen mevcut iktidarı mı cezalandırıyorlar?
IFES Election Guide’ın 28 Ekim itibarıyla yayımladığı takvime göre 2026 yılında 70 ülkede toplamda 97 ulusal yasama veya yürütme seçimi gerçekleştirileceği öngörülüyor. Bunlardan 66’sı şu an itibarıyla 54 ülkede tamamlanmış durumda. Ayrıca yıl içerisinde 14 referandum da planlanıyor. Seçim maratonu 2027’de de devam edecek. Fransa’da cumhurbaşkanlığı, Polonya, Finlandiya ve Estonya’da parlamento seçimleri ile Nijerya ve Kenya’da genel seçimlerin yapılması bekleniyor. Elbette Türkiye’deki erken seçim olasılığını da unutmamak gerek.
ÜÇ HAFTADA FARKLI TABLO
Brezilya: Lula’nın zaferi, Brezilya’daki seçmen davranışlarının hızlı bir şekilde değişebileceğini gösterdi.
25 Ekim’de gerçekleştirilen ikinci turda Lula oyların yüzde 51.8’ini alarak rakibi Flávio Bolsonaro’yu geride bıraktı. Oysa üç hafta önce yapılan ilk turda yaklaşık 2.2 milyon oy farkla gerideydi. İkinci turda seçmen katılımının artması ve gençlerin yanı sıra farklı toplumsal kesimlerin harekete geçmesi sonucu değiştiren unsurlar arasında yer aldı.
Lula’nın kampanyasında yalnızca ekonomik vaatler değil, demokrasiye sahip çıkma ve Brezilya’nın bağımsızlığını koruma vurgusu da ön plana çıktı. Zira bu seçim, eski cumhurbaşkanı Jair Bolsonaro’nun 2022 seçimlerinin ardından iktidarı devirmeye yönelik girişimi nedeniyle mahkûm edilmesinin gölgesinde gerçekleşti.
Trump’ın Bolsonaro ailesine sağladığı siyasi destek yarışmayı Washington’ın Latin Amerika üzerindeki etkisiyle ilgili daha geniş bir tartışmaya dönüştürdü. Lula’nın zaferi ise ABD’nin bölgede kendisine yakın yönetimlerden oluşan bir siyasi blok kurma arayışının sınırlarını görünür kıldı. Ancak seçimden sonra yaşananlar mücadelenin sandıkla sona ermediğini gösterdi. Yenilgiyi kabul etmeyen Flávio Bolsonaro, karapara aklama soruşturması kapsamında pasaportlarını teslim etmesini isteyen Yüksek Mahkeme kararına uymadan ülkeyi terk ederek ABD’ye geçti. Bolsonaro suçlamaları reddederken ABD yönetimi kendisine ve ailesine vize verileceğini duyurdu.
Lula’nın işi hiç de kolay olmayacak. Başkanlığı kazanmasına rağmen kongredeki siyasi denge sağa kaymış durumda. Ekonomik sorunlar, kamu borcu, toplumsal kutuplaşma ve yargı kurumlarına dair tartışmalar sürüyor. Bakalım sandıkta elde edilen zafer demokratik kurumları güçlendirmeye ve ülkenin siyasi yönünü kalıcı olarak değiştirmeye yetecek mi?
SOKAKTAN PARLAMENTOYA
Sırbistan: Değişimin başlangıç noktası seçim kampanyaları değil; üniversiteler ve sokaklardı.
Kasım 2024’te Novi Sad’daki tren istasyonunun çatısının çökmesi sonucu birçok insanın hayatını kaybetmesi ülke genelinde büyük bir toplumsal tepkiye yol açtı. Öğrencilerin öncülüğünde başlayan protestolar yolsuzluk karşıtı taleplerle büyüdü; kamu yönetiminde hesap verebilirlik, şeffaflık ve hukukun üstünlüğü gibi konular öne çıktı. Zamanla öğretmenler, akademisyenler, çiftçiler gibi çeşitli kesimler de bu harekete katıldı.
Yaklaşık iki yıl süren protestolar sonunda sandığa taşındı. 25 Ekim’deki erken parlamento seçimlerinin 26 Ekim’de açıklanan ön sonuçlarına göre öğrenci hareketinin desteklediği liste oyların yüzde 52.71’ini alarak parlamentodaki 250 sandalye için 140 milletvekilliği kazandı. Aleksandar Vučić’in desteklediği liste ise yüzde 39.17 oy oranıyla sadece 104 sandalye elde edebildi; Vučić seçim gecesi yenilgiyi kabul etti.
Bu sonuç oldukça dikkat çekici çünkü Vučić’in partisi uzun yıllardır ülke yönetiminde etkiliydi ve devlet kurumlarıyla medya üzerindeki etkisi uzun zamandır tartışmalıydı. Ancak üniversitelerde başlayan toplumsal hareket farklı grupları bir araya getirerek parlamentoda çoğunluk sağlayabilecek bir güç haline geldi. Sırbistan örneği gençlerin siyasetteki rolünün yalnızca oy vermekten ibaret olmadığını kanıtlıyor; sokakta başlayan itiraz örgütlenme ile birleşince seçimin sonucunu değiştirebilir hale geliyor.
Buna karşın burada da seçim zaferi hikâyenin sonu değil; öğrenci hareketinin desteklediği geniş siyasi birlik şimdi farklı beklentileri ortak bir yönetim programında buluşturmak zorunda kalacak. Yargı bağımsızlığına dair taleplerin hayata geçirilmesi ise yalnızca seçimi kazanmanın ötesinde uzun ve zorlu bir süreç gerektiriyor.
TRUMP İÇİN GÜÇ DENGESİ
ABD: Şimdi dünyanın gözü 3 Kasım’da yapılacak ara seçimlerde olacak. Temsilciler Meclisi’nin tüm üyeleri için yanı sıra Senato’daki bazı koltuklar için oylama gerçekleştirilecek. Bu seçimler Donald Trump’ın ikinci başkanlık dönemi boyunca Kongre’deki güç dengesini belirleyecek.
Cumhuriyetçiler her iki kanatta da çoğunluğu elinde tutuyor ancak yaşam pahalılığı, enflasyon gibi meseleler seçmenlerin gündeminde önemli yer kaplıyor. Son Reuters/Ipsos araştırmasında Trump’ın görev onayı yüzde 32’ye düşerken Demokratlar Kongre tercihlerinde önde görünüyorlar. ABD’deki seçimlerin önemi sadece iç siyasetle sınırlı değil; Trump’ın uluslararası ilişkilerden güvenlik politikalarına kadar attığı adımlar tüm dünyayı etkileyebilir.
Kongredeki çoğunluğun değişmesi hükümetin yasama gündemini etkileyebilir fakat başkanın veto yetkisi devam edecek; dolayısıyla bu tarih Trump’ın başkanlığını sona erdirecek bir oylama değil; aynı zamanda siyasi hareket alanının nasıl şekilleneceğine dair önemli bir test olacaktır.
SÜRECEK…



